Mitlerin Kısa Tarihi.2 Tanrıya ulaşan ağaç

Mitlerin Kısa Tarihi.2 Tanrıya ulaşan ağaç

Mitlerin Kısa Tarihi. Başlıklı makalemizin ikinci bölümü aşağıda verilmiştir. Yazımızın birinci bölümü: Mitlerin Kısa Tarihi. Anlam arayan varlık: İnsan başlığına ve içeriğine ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayınız.

http://angelsdia.com/mitler-anlam-arayan-insan/

Mitlerin Kısa Tarihi

 Tanrıya ulaşan ağaç

Ruhlar dünyası, doğal ortamda yaşayan insanların gözünde bir zamanlar imanın daha kolay erişebildiği yakın ve zorlayıcı bir gerçekliktir. Yitik cennet miti bütün kültürlerde vardır. İmanın bir zamanlar göksel varlıklarla daha yakın yaşadığı ve günlük ilişkiler kurdukları kabul edilir.

Göksel varlıklar ölümsüzdü.  Birbirileriyle, hayvanlarla ve doğayla uyum içinde yaşarlardı. Dünyanın ortasında insanların tanrılar alemine ulaşmak için kolaylıkla tırmanabildiği bir ağaç, bir dağ ya da bir sırık vardı. Derken, bir felaket yaşandı. Dağ çöktü, ağaç kesildi ve cennete ulaşmak güçleşti.

Antik toplumlarda mitolojiler ile dinler çoğu zaman yitik cennete olan özlemi yansıtmaktadır. Sizce bu sadece bir tesadüf müdür?

 

Şaman özel ritüellerde davullar eşliğinde dans ederek kendinden geçer. Çoğunlukla bir zamanlar yer ile göğü birbirine bağlamış olan ağaç, dağ ya da merdiveni simgeleyen bir ağaca veya sırığa tırmanır.

…Tanrının katına uzanan merdivene tırmandığında bambaşka bir ruhsal boyuta erişir.

 Ruhsal uçuşa bedenin katılması gerekmez bu ruhun bedenden yarıldığı bir esrimedir. Önce yeryüzü derinliklerine inmeden göğe yükselmek söz konusu olamaz. Ölüm olmadan yeni bir yaşam da yoktur.

 

 Mitlerin Kısa Tarihi

 Mitin amacı:

Günümüzde din ve devlet işlerini birbirinden ayırırız. Hiçbir şeyin dünyevi sayılmadığı Paleolitik avcılar açısından bu durum anlaşılmaz olurdu. Onların gördükleri ya da yaşadıkları her şey tanrılar dünyasındaki sureti ile anlaşılırdı. Ne kadar aşağı olursa olsun her şey içinde kutsallığı barındırabilirdi.

Bir mitin amacı, insanları çevreleyen ve yaşamın doğal bir parçası olan ruhsal boyutun bilincine vardırmaktı.

İlk insanlar bir taşa baktığında cansız, niteliksiz bir kaya parçası görmezlerdi. Gücü, kalıcılığı, dayanıklılığı ve insanın kırılgan durumundan epey farklı mutlak bir varlığı temsil ederdi taş. Taşın ötekiliği  onu kutsallaştırırdı. Antik dünyada taş, kutsalın yaygın bir tezahürü, kutsal olanın kendini göstermesiydi.

Çaba harcamaksızın kendini yenileme yeteneğine sahip olan ağaç da canlanır ve ölümlü insanlardan esirgenen mucizevi diriliği ortaya koyardı.

Ayın küçülüp büyümesi insanların güçlerin yeniden dirilmesine şahit olmasını sağlardı. Acımasız, katı ve ürkütücü olmasına karşın avutucu bir yasa da vardı bunda.

Tanrıların kutsal gücü her fırtınada kendini gösterirdi. İnsanlar kendilerini savaşın öfkesine her kaptırdıklarında tanrıların gücünü hissederlerdi… Mitoloji doğaüstü varlıklarla yoğunlaştığı sürece başarısız olur ama insanlıkla ilişki kurarsa geçerliliğini koruyacaktır.

 

Mitoloji neden ve nasıl başladı?

Mitlerin Kısa Tarihi

Avcılık kutsal ve büyük ölçüde gergin bir etkinlik olduğundan büyük bir ağırbaşlılıkla yürütülen töre ve tabularla çevrili bir törene benzer. Ava çıkmadan önce avcının cinsel ilişkiden kaçınması, kendini temiz tutması gerekir: av öldürüldükten sonra eti kemiklerinden sıyrılır, hayvanın yeniden doğuşuna ve yeniden yaşam bulmasına olanak vermek üzere iskeleti, kafatası ve kürkü özenle bir yere serilirdi.

İlk avcılarda benzer duygular yaşamış olmalılar. Zor bir ders öğrenmeleri gerekiyordu. Tarım öncesi çağda yiyeceklerini yetiştiremediklerinden kendi yaşamlarını sürdürmenin yolu yakın ilişkide olduklarını düşündükleri başka yaratıkları yok etmekti.

Başlıca avlar vücutları ve yüzleri kendilerine benzeyen büyük memelilerdi. Avcılar onların korkusunu sezer, korkulu çığlıklarıyla özdeşleşirlerdi.  Onların da kanı insan kanı gibi akardı. Hiçte kolay olmayan bu ikilem, insanoğlunun kendine dost yaratıkları öldürmek zorunluluğu ile başa çıkma çabasıyla bazıları sonraki kültürlerin mitolojilerinde de geçerliliğini koruyan mitler ve ritüeller yaratmasına neden oldu. İnsanların hayvanları avlaması onları mutsuz ediyordu.

Antik çağın neredeyse bütün inanç sistemlerinin ortak noktası, eski avcılık törenlerini barındıran ve insan için canını ortaya koyan hayvanların kurban edilme ayinleriydi.

Demek ki, mitolojinin ilk büyük tohumu ilk insanların (homo sapiens) öldüren insanlara (homo necans) dönüşüp, şiddet dolu bir dünyada varolma koşullarını kabul etmek zorunda kaldığı zamanlarda atılır. Mitoloji özünde yaşamsal sorunlardan duyulan ve salt mantıksal önermelerle giderilemeyen kaygıdan kaynaklanır.

Yazımızın 3. bölümü için aşağıdaki linki tıklayınız.

 

 

 

 

Leave a Reply